Nefsiniz Size Kötülüğü Emrediyor Ne Demek?

Bu oldukça derin ve katmanlı bir soru. Tasavvufi ve psikolojik açıdan bu iki ifade arasındaki farkı anlamak, insanın iç dünyasındaki çatışmaları çözümlemesine yardımcı olur. Kısaca cevap vermek gerekirse: Hayır, tam olarak eşit değildir. “Nefsin emretmesi” ile “kişinin arzusu” arasında ince ama çok önemli bir irade farkı vardır. Bu fark nedir? Bu yazıda buna değineceğim.

İşte bu iki kavram arasındaki temel farklar:

Özne ve Nesne Ayrımı

  • Nefsin Emretmesi (Nefs-i Emmâre): Burada nefis, sanki dışarıdan bir ses veya baskı unsuru gibidir. Yusuf Suresi 53. ayette geçen “Nefis, var gücüyle kötülüğü emreder” ifadesi, nefsin doğası gereği hazza, kolaya ve bencilce isteklere meyilli olduğunu belirtir. Bu, insandaki ham dürtüdür.
  • Kötülüğü Arzu Etmek: Bu durum, kişinin o dürtüyü benimsemesi ve ona onay vermesi anlamına gelir. Nefis emredebilir, ancak kişi bu emre karşı direnç gösteriyorsa (Nefs-i Levvâme), o kötülüğü “kendisi” bütünüyle arzu ediyor sayılmaz; sadece bir dürtüye maruz kalıyordur.

İrade ve Sahiplenme

Nefsin kötülüğü emretmesi, biyolojik veya hayvani bir mekanizmanın (açlık, öfke, şehvet gibi) kontrolsüz bir şekilde yüzeye çıkmasıdır.

  • Eğer biz bu sesten rahatsız oluyorsak, bizim (öz benliğimiz) bu kötülüğü istemediğimizi gösterir.
  • Eğer bu isteği mantığa büründürüp keyifle kabul ediyorsak, o zaman nefsin emri bizim şahsi arzumuz haline gelmiş demektir.
  1. Psikolojik Bakış: İd ve Ego
    Bu durumu modern psikoloji ile kıyaslarsak:
  • Nefsin Emri: Freud’un “İd” (Alt benlik) dediği, sadece haz odaklı ve kural tanımayan kısımdır.
  • Kişinin Arzusu: Ego (Benlik) ve Süperego (Üst benlik) arasındaki dengedir. İd bir şey ister (nefis emreder), ama “biz” (ego) bunu toplumsal değerler veya ahlak süzgecinden geçirip onaylarsak arzuya dönüşür.

Özet

Nefsin kötülüğü emretmesi, bir tekliftir. Bizim bunu arzu etmemiz ise bu teklifi kabul etmektir. İnsanın içinde bu dürtünün uyanması (nefsin emretmesi) onun kötü biri olduğu anlamına gelmez çünkü bu insanın doğasında olan bir imtihan vesilesidir. Asıl belirleyici olan, bu emre karşı takınılan tavırdır. Bu konu üzerine, özellikle Yusuf Suresi’ndeki nefis tasvirine bakabiliriz.

Yusuf Suresi’ndeki Nefis Tasviri

Yusuf Suresi, Kur’an-ı Kerim’de nefis psikolojisinin ve insanın iç dünyasındaki çatışmaların en detaylı işlendiği surelerden biridir. Bu surede nefis, sadece bir kavram değil, olayların akışını değiştiren canlı bir aktör olarak karşımıza çıkar. Suredeki nefis tasvirini üç temel düzlemde inceleyebiliriz:

  1. Nefs-i Emmâre (Kötülüğü Şiddetle Emreden Nefis)
    Surenin en meşhur ayeti olan 53. ayet, nefsin bu mertebesini bizzat Hz. Yusuf’un dilinden şöyle anlatır:

“Ben nefsimi temize çıkarmam; çünkü nefis, Rabbimin merhamet ettikleri hariç, var gücüyle kötülüğü emreder…” (Yusuf, 53)

  • Tasvir: Buradaki “Emmâre” kelimesi Arapça’da “mübalağalı ism-i fail”dir. Yani sadece emreden değil, “durmadan, ısrarla, şiddetle” emreden demektir.
  • Ders: Nefsin doğasında ham bir bencillik ve haz arayışı olduğu, ancak Allah’ın rahmeti (irade ve hidayet) ile bu baskının aşılabileceği vurgulanır.
  1. Nefsin “Tesvîl” (Süsleme/Aldatma) Özelliği
    Hz. Yakub’un, oğullarının Hz. Yusuf’u kuyuya atıp kanlı gömleği getirdiklerinde söylediği şu söz çok çarpıcıdır:
    “…Hayır, nefisleriniz sizi aldatıp (kötü bir işi) size güzel göstermiş…” (Yusuf, 18 ve 83)
  • Tasvir: Ayette geçen “sevelet” (tesvîl) kavramı, nefsin bir kötülüğü, bir yanlışı veya kıskançlığı mantığa büründürerek “iyi ve makul” bir şeymiş gibi sunmasıdır.
  • Ders: Kardeşlerin kıskançlıklarını “babamızın sevgisini kazanmak” gibi ulvi bir amaca bağlamaları, nefsin rasyonalize etme (kılıf uydurma) yeteneğini gösterir.
  1. İrade ve “Burhan” (Delil) Çatışması
    Hz. Yusuf ile Züleyha arasındaki sahnede nefsin en somut mücadelesi görülür:
    “Kadın onu gerçekten arzulamıştı. Eğer Rabbinin işaretini (burhanını) görmeseydi, o da kadını arzulamıştı…” (Yusuf, 24)
  • Tasvir: Burada nefsin doğal bir meyli (arzu) olduğu kabul edilir. Ancak insanın sadece nefisten ibaret olmadığı, “akıl” ve “iman” (burhan) ile bu doğal dürtüyü kontrol edebileceği anlatılır.
  • Ders: İnsan nefsi arzulasa bile, iradenin devreye girmesiyle fiiliyata dökülmeyen isteğin kişiyi kirletmeyeceği, aksine onu yücelteceği (Sıddık mertebesine taşıyacağı) gösterilir.

    Genel Sonuç: Yusuf Suresi’ndeki tasvire göre nefis:
  • Kör bir dürtüdür: Sürekli hazza çağırır.
  • Kurnazdır: Kötülüğü iyilik maskesiyle sunar (tesvîl).
  • Yenilebilir bir güçtür: Allah’ın yardımı, akıl ve iffet ile kontrol altına alınabilir.
    Üzerinde durduğum “nefsin emretmesi” meselesi, bu surede bir “yenilgi” değil, insanın aşması gereken bir “eşik” olarak resmedilir. Hz. Yusuf’un saraydaki sınavı kazanması, nefsin emrine uymayı reddeden iradenin zaferidir.