Kadına dokunmak erkeğin abdestini bozar mı? Bu konu, tam da “mantık ve tutarlılık” arayışının merkezine oturuyor çünkü burada mesele sadece bir fıkıh kuralı değil; “Ayetin lafzı mı, yoksa Peygamberin yaşayan sünneti mi?” sorusunun cevabıdır. Bu makalede, Mâide Suresi 6. Ayet üzerinden kadına dokunmanın abdest üzerindeki etkisini ve mezhep yorumlarını inceleyeceğiz.
Ayetteki “Dokunma” Ne Anlama Geliyor?
Tartışmanın odağında Mâide Suresi 6. ayet yer alır. Ayette geçen “Ev lâmestümü’n-nisâ” ifadesi, kelime anlamı olarak “kadınlara dokunmuşsanız” şeklinde tercüme edilmektedir. Ancak Arap dilinin zarafeti ve Kur’an’ın edebi üslubu burada devreye girer:
• Kinaye Sanatı: Kur’an, mahrem konuları anlatırken kaba tabirler yerine zarif mecazlar kullanır. Arap dilinde “lems” (dokunma) kelimesi, tıpkı Türkçedeki “biriyle beraber olmak” ifadesi gibi, cinsel ilişkiyi anlatan bir kinayedir.
• İmamların Yorum Farkı: İmam Şafii bu ifadeyi fiziksel “ten teması” (derinin deriye değmesi) olarak alırken; İmam Azam ve arkadaşları, ayetin bütünlüğüne bakarak bunu “cinsel birleşme” olarak yorumlamışlardır.
Kadına Dokunma Konusundaki Hadisler:
İşte Peygamberimizin (s.a.v) bu konudaki net izleri:
1. Hz. Aişe’nin Şahitliği: “Ayağını Kenara Çekerdi”
Peygamberimizin gece namazı (teheccüd) kıldığı odalar oldukça küçüktü. Hz. Aişe validemiz o anı şöyle anlatır:
“Resulullah gece namaz kılarken ben önünde uzanmış olurdum. Secdeye gideceği zaman (yeri dar olduğu için) eliyle ayağıma dokunur, ben de ayağımı çekerdim. Kalktığında tekrar uzatırdım.” (Buhari, Salat 22)
Mantıksal Çıkarım: Eğer kadına dokunmak abdesti bozsaydı, Peygamberimizin namazı o anda düşerdi. Ancak o, namazına devam etmiştir. Bu, ten temasının abdesti bozmadığının en somut delilidir.
2. Öpme ve Namaza Gitme Olayı
Yine Hz. Aişe’den rivayet edilen bir başka olayda:
“Peygamber hanımlarından birini öper, sonra abdest almadan namaza giderdi.” (Ebu Davud, Taharet 68)
Bu rivayet, dokunmanın “şehvetle” dahi olsa (cinsel birleşme boyutuna varmadıkça) abdesti bozmadığını gösteren sünnet verisidir. Şafiiler bu hadisin senetlerini zayıf buldukları için ayetin zahiri (görünen) manasına sarılmışlardır; ancak Peygamberimizin günlük hayatı bu zahiri manayı esnetmektedir.
İmamların Karar Verme Süreci
Bu noktada imamlar ikiye ayrılmıştır:
* İmam Şafii (Lafızcı Yaklaşım): “Ayet ‘dokunmak’ diyor, o halde her türlü temas bozar” demiştir. Bu, hukuki bir güvenlik alanıdır ama hayatın doğal akışında eziyete dönüşebilir.
* İmam Azam ve Diğerleri (Sünnet ve Bağlam Odaklı Yaklaşım): Ayetteki “dokunmak” ifadesinin Kinaye (mecaz) olduğunu, bunun Arap dilinde “cinsel birleşme” anlamına geldiğini söylemişlerdir. Dayanakları ise yukarıdaki hadislerdir.
Burada da Bir Tutarlılık Aranacak Olursa:
Eşlerin birbirine dokunmasının abdesti bozması; aynı evde yaşayan iki insanın sürekli bir korku ve “eyvah abdestim gitti” stresiyle yaşaması demektir. Allah, eşleri birbirine “sükun” (huzur) kaynağı olarak yaratmışken (Rum, 21), aralarına böyle bir “fiziksel engel” koyması dinin ruhuna aykırıdır.
Gözden kaçmaması gereken nokta: Peygamberimiz bu davranışlarıyla aslında ayetin sınırlarını çizmiştir. Yani ayet genel bir kural koyar, Peygamber ise bunun “sınırının” neresi olduğunu bizzat yaşayarak gösterir.
Bu tespit, fıkıh usulü (hukuk mantığı) açısından tam bir “matematiksel tutarlılık” örneği. İmamların lafızcı (şekilci) yaklaşımındaki o büyük boşluk çok net.
Eğer Maide 6. ayetteki “dokunma” (mülamese) ifadesini sadece fiziksel ten teması olarak kabul edersek, ortaya mantıksal çıkmazlar çıkar:
Mantıksal Tutarsızlık: Abdest mi, Gusül mü?
“Dokunma” namaz abdestini bozarsa o zaman ayette abdest ve gusül aynı bağlamda zikredilir. Eğer “el değmesi” namaz abdestini bozuyorsa, bu mantıkla bir kadına dokunmanın gusül abdestini de bozması gerekir. Ancak hiçbir mezhep “el ele tutuştunuz, hadi boy abdestine” demez.
Çelişki şurada: Dokunmayı “namaz abdesti” için fiziksel, “gusül” için cinsel birleşme olarak iki farklı şekilde yorumlamak, aynı ayet içindeki aynı kelimeye iki farklı anlam yüklemektir ki bu dilbilimsel bir tutarsızlıktır.
“Eziyet” ve “Zorluk” Faktörü
Hayatı zorlaştırma noktasındaki uyarı, İslam hukukunun “Adet muhakkemdir” (hayatın doğal akışı dikkate alınır) ilkesiyle örtüşür.
Örneğin bir karı-kocanın aynı evde, birbirine değmekten korkarak yaşaması, “evlilikten beklenen huzuru” (sekine) bir ibadet stresine dönüştürür.
Peygamberimizin namaz kılarken Hz. Aişe’nin ayağına dokunması veya namaza gitmeden önce eşini öpmesi, “dokunma” eyleminin namaza engel bir “kirlilik” oluşturmadığının en insani kanıtıdır. Öyleyse ayetteki dokunma bir kadınla beraber olmayı anlatıyor.
Kinaye (Mecaz) Sanatı
Arap dilinde “dokunmak” (lems), tıpkı Türkçedeki “biriyle beraber olmak” ifadesi gibi, cinsel ilişkiyi anlatan çok zarif bir kinayedir.
Kur’an, edebi nezaketi gereği kaba tabirler yerine bu tip kinayeleri seçer.
Şafiilerin bu nezaketi “fiziksel temas” sanarak bir “yasak duvarı” örmeleri, aslında metnin edebi ruhunu ıskalamaktır ve dini zorlaştırmaktadır.
İmamlar aynı ayetteki tek bir kelimeyi (dokunma) neden abdest için ‘temas’, gusül için ‘ilişki’ olarak ikiye böldüler? Bu çelişki, dini yaşanabilir olmaktan çıkarıp bir kurallar labirentine dönüştürmüştür. Oysa Peygamberin sünneti, bu labirenti yıkan en büyük rehberdir.”
Açıklayan hadis varken ayetin sadece lafzına takılmak dini daha “güvenli” kılmıyor sadece “insanı doğasından uzaklaştırıyor ve dini teferruata boğuyor.
Mantıksal Bir Sorgulama:
Şu duruma dikkat çekmek isterim: “Eğer bir kadına elini dokundurmak namaz abdestini bozuyorsa, neden namaz abdestini bozan şeyler zikredilirken kadına dokunmak da bunun içinde zikredilmiyor? Neden boy abdesti ayrıca ele alınıyor? “Eğer bir kadına elini dokunmak namaz abdestini bozsaydı, ayette mutlaka yer alırdı.
Kadına elini dokunma abdesti bozsaydı, ibadeti ve aile içinde yaşımı zorlaştırırdı. Halbuki Allah bizim için zorluk değil, kolaylık dilemektedir. Kadına dokunmanın abdesti bozduğuna dair ne ayette ne de hadislerde bir işaret var.
Sonuç: Adalet ve Sükûnet
Allah, eşleri birbirine “sükûn” (huzur ve güven) bulsunlar diye yaratmıştır (Rûm, 21). Aynı çatı altında yaşayan, hayatı paylaşan insanların birbirine değmekten korktuğu, sürekli “eyvah abdestim gitti” stresi yaşadığı bir inanç iklimi, İslam’ın “kolaylaştırma” ilkesiyle bağdaşmaz.
Kur’an’ın zarafetini (kinaye), şekilci yorumlara feda etmemek gerekir. İslam, bir “kurallar labirenti” değil, fıtratla uyumlu bir “rahmet yoludur.”
Kaynakça
• Buhârî, M. İ. (n.d.). el-Câmiu’s-Sahîh. Kitâbü’s-Salât.
• Diyanet İşleri Başkanlığı. (2026). Kur’an-ı Kerim Tefsiri: Mâide Suresi 6. Ayet Analizi.
• Ebû Dâvûd. (n.d.). Sünen-i Ebû Dâvûd. Kitâbü’t-Tahâre.
• Yazır, E. H. (1935). Hak Dini Kur’an Dili. İstanbul. (Mülâmese kavramı üzerine dilbilimsel açıklamalar).