Etiket arşivi: Kedi Dostluğu

Çatıdaki Parmak Çocuk Masalı

Bir zamanlar, yüksek tavanlı ve her köşesi eski kitap kokan bir evde, Zeynep adında meraklı bir kız yaşardı. Zeynep’in kimselerle paylaşmadığı iki büyük sırrı vardı. Birincisi; kehribar gözlü, tüyleri gece kadar siyah kedisi Zümrüt. İkincisi ise, Zümrüt’ün patilerinin arasında sakladığı o çok eski, gümüş işlemeli minik beşik.

Gizemli Arkadaş ve Zümrüt

Zümrüt, sıradan bir kedi değildi. Sadece süt içmez, aynı zamanda Zeynep ders çalışırken kitapların üzerinde yürürdü, adeta bilgi arayışına katkı sağlamak istercesine. Bahçeye çıktıklarında patisiyle toprağa bazı harflere benzeyen işaretler çizerdi, sanki kendi gizli dilini oluşturuyordu. Köyün yaşlıları, bu kedinin “çok eski bir dil” bildiğini fısıldardı; bu yüzden Zümrüt, Zeynep’in gözünde sıradışı bir sırdaş haline gelmişti. Zümrüt iki de bir ortalıktan kaybolurdu ama onun nereye gittiğini kimse bilmezdi; efsaneler, onun zamanın ve mekanın ötesinde bir yolculuğa çıktığını anlatıyordu. Zeynep ise Zümrüt’ün kaybolduğu zamanlar nereye gitmiş olabileceğini çok merak ederdi; belki de diğer kedilerin dünyasında, belki de büyülü bir ormanda maceralara atılıyordu. Bir gün onu takip etmeye karar verdi, böylece Zümrüt’ün sırlarını açığa çıkarmak için hazırlıklarını yapmaya başladı.

Tavan Arasındaki Sır

Bir yağmurlu ikindi vakti, Zeynep kedisinin tavan arasına çıktığını gördü. Zeynep kapıyı araladığında, Zümrüt bacanın arkasına saklandı. Zeynep, Zümrütü ararken küçük bir beşik gördü. İçinde parmak boyunda oyuncak bir çocuk uyuyordu. Ona elini dokununca çocuk hareket etti ve uyanırken yapmasana Zümrüt, diye bağırdı.

Demek ki o bir oyuncak değildi, gerçek bir çocuktu. Zeynep’le göz göze geldiler. Zeynep şaşkındı, babaannesinin anlattığı o eski masalların gerçek olduğuna inandıran bir manzarayla karşılaşmıştı. O an, çocukluk hayallerinin somut bir varlık haline geldiğini hissetti; içindeki masumiyetle dolup taşarken, babaanne masaldaki çocuğa parmak çocuk derdi. Zeynep’in aklında tüm o masalları canlandıran resimler belirmişti; renkli ve hayalperest bir dünyada, bu çocuğun varlığı ona umut, neşe ve büyük bir merak getiriyordu. Gözleri parıldadı, için içindeki sevinci duygularıyla harmanlayarak bir bağ kurmaya çalıştı; sonunda, sadece bir hayalden ibaret olmadığını anlayarak onunla daha fazla zaman geçirmek için elinden geleni yapmak, belki de masalda kaybolmak istediğini fark etti.

Parmak çocuk konuşmaya başladı

“Korkma Zeynep,” dedi. Sen, Zümrüt’ün bana anlata anlata bitiremediği Zeynep kız olmalısın. Tanıştığımıza memnun oldum. Ama benden hiç kimseye bahsetme, sonra sana da bana da Zümrüt’e de zarar verirler. Beni sirklere götürürler ve bana bir hayvanmışım gibi davranırlar. Sirklerin ne olduğunu çok iyi bilirim; parıltılı ışıklar altında, izleyicilerin gözünde bir şovdan daha fazlası olmadan, ne denli acımasız olabileceğini, hayvanların hapsedilerek nasıl eğitildiğini ve özgürlüklerinden nasıl mahrum bırakıldıklarını sıkça düşündüm. Orada geçirilen zaman, ruhu yıpratıcı bir hapis hayatı gibi ve benim için sadece kaçış yolları aramak kaldı. Yine de her sabah, güne umutla uyanabilmek için hayaller kurmaktan vazgeçmedim; belki bir gün Zümrüt ile birlikte bu zincirleri kırıp gerçek dünyaya adım atabiliriz.

Parmak çocuk konuşmaya devam etti. Annem beni küçücük doğurmuş ve ben hiç büyümüyormuşum. Annem beni herkesten saklardı, altı yaşına gelmiştim ki biraz hava alayım dedim. Pencerenin önüne çıktım. Tam o sırada sirk sahibi bir adam beni gördü ve alıp kaçırdı. Karanlık ve tozlu bir çatı arasına sakladı. Bazen aç bazen suçsuz uyuyordum; içimdeki korku ve belirsizlik, geceleri gözlerimi açtığımda daha da büyüyordu. Buradan kimse sesimi duymuyordu, her an yalnızlığın ağırlığını hissediyordum. Annemi çok özlüyordum, onun bana söylediği masallar ve sarılmaları aklımda yankılanıyordu. Her gün ağlıyordum, ne zaman gözyaşlarım yanaklarımdan süzülseler, annemin sıcak kollarında kendimi kaybettiğim anları düşünüyordum; onun için savaşmaya, tekrar onu görebilmeye kararlıydım.

Tıkırtıların geldiği gün

Bir gün çatıdan farklı sesler geldi. Çok korktum ve beşiğin arkasına saklandım. Çatıya gümüş gibi gözlere sahip bir kedi girmişti. Bu kocaman yaratık beni yerse diye çok korktum çünkü ben çok küçüktüm. O an sanki kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu; içimde korkunun yanı sıra merak da vardı. Kedinin pürüzsüz tüyleri ve parlayan gözleri beni çekti. Yavaşça başımı beşiğin arkasından uzatıp onu izlemeye başladım. Kedi, çatı arasında sessiz hareket ediyor, yer yer durup etrafını kokluyordu. Yavaşça hareket ederek yanına yaklaşmayı düşündüm ama kalbim bana bunun tehlikeli olduğunu söylüyordu. Böyle bir anın içinde, o korkutucu ama bir o kadar da etkileyici yaratığın sırlarını öğrenmeyi çok istedim.

Gümüş Gözlü Koruyucum

Bu kedi benim tek arkadaşım ve koruyucum oldu. Çok akıllı ve merhametliydi; her zaman yanımda olmayı seçti. Adının Zümrüt olduğunu söyledi ve bu ismin ne kadar güzel olduğunu düşündüm. Onunla arkadaş oldum ve zamanla dostluğumuz derinleşti. Artık yalnız değildim; Zümrüt yanımda olduğu için kendimi güvende hissediyordum. Soğuk havalarda üşümüyordum, çünkü o, sıcaklığıyla içimi ısıtıyordu. Anneme gitmek istiyordum ama ne kadar uzakta olduğumu bilmiyordum; bu belirsizlik beni biraz kaygılandırıyordu. Soğuk havalarda Zümrüt yanıma geliyor ve gelirken her zaman taze yiyecek getiriyordu; bu, onun bana duyduğu sevgiyi gösteriyordu. Beni kollarına alıp ısıtıyor, sıcak nefesiyle yüzümü ovuşturuyordu. Böyle anlarda, yalnızlığın belirsizliği kayboluyor ve sevgi dolu bir dünyanın kapıları açılıyordu.

Sirk sahibi Zümrüt’ü Gördü

Bir gün yine Zümrüt’le birlikteydik. Bir anda çatı kapısı açıldı. Sirk sahibi bizi birlikte gördü. Çatıda Zümrüt’ü kovalamaya başladı. Zümrüt canını zor kurtardı. Sirk sahibi bütün girişleri tıkadı. Artık Zümrüt yanıma gelemez oldu. Çok üzgündüm. Yine her gün ağlamaya başladım. Annemi ve Zümrüt’ü çok özlüyordum. Bir yolunu bulup buradan kaçmam gerekiyordu ama nasıl yapacağımı bilmiyordum.

İki Ay Önce

Bir akşam yine sirk sahibi geldi. Bana yeni ve parlayan elbiseler giydirdi. Çok az yiyecek verdi. Belli ki beni sirke götürecek insanlara göstererek üzerimden para kazanacaktı. Belki kaçmam için bir fırsat olur diye düşünmeye başladım.

Sirke giden yolda

Adam beni cebine koydu. Nefes alamıyordum. Elbisenin pulları beni rahatsız ediyordu, derilerimi çiziyordu. Zümrüt bizi takip ediyormuş. Sirkin kapısına varınca, sirkin sahibi kayıp yere düştü. Ben cebinde olduğum için çok acı duymadım ama dışarı çıkmaktan korktum.

Etraftakiler ona yardım etmeye çalıştılar. Galiba kolu kırılmıştı. Ceketini çıkarıp bir çocuğa tutması için verdiler. Kedileri çok seven bir çocukmuş. Zümrüt’ü görünce ona doğru yönelmiş. Zümrüt benim kokumu alınca ceketin cebinde olduğumu anlamış. Çocuk kendisini okşasın diye komik hareketler yapmaya başlamış. Ben seslerini duyuyordum. Zümrütün beni nasıl kurtaracağını ve nereye götüreceğini çok merak ediyordum.

Zümrütün Beni Kurtarması

Bir anda Zümrütün patisi ceketin cebine girdi. Ben de ona sıkı sıkı tutundum. Zümrüt beni cepten çıkardığı gibi buraya getirdi. Çocuk benim ne olduğumu tam olarak göremedi. Belki de bir kedi oyuncağı olduğumu düşündü.

Zümrüt daha sonra bana rahat uyumam için eski oyuncak bir beşik bulup getirdi. İşte o beşik budur. Burada uyurum. Zümrüt’le annemi nasıl bulacağımız konusunda konuşuruz, planlar yaparız.

Zeynep çok duygulandı. Gözlerinden yaşlar geldi, bu durum onu daha da derin düşüncelere sevk etti. Kedisinin ne kadar merhametli olduğunu düşündü ve bu, ona hayvanların da insanların hislerine sahip olduğunu hatırlattı. Ona daha da çok sevgi besledi, çünkü sadık dostunun bu kadar empatili olması onun için büyük bir mutluluk kaynağıydı. Arada bir neden kaybolduğunu öğrenmişti; aslında Zümrüt, bacanın arkasından olup biteni izliyordu. Zeyneb’in kendisine kızacağını zannetmişti, endişelenmişti. Ama Zeyneb’in duygulanıp ağladığını görünce, saklandığı yerden cesaretle çıktı, ardından Zeyneb’in yanına geldi. Üçü birlikte çatıdan indiler; bu, onları birbirine daha da sıkı bağladı. Artık çok mutluydular, içlerindeki sevgi ve dostluk hisleri adeta parlayan bir ateş gibi büyüyordu. Parmak çocuğun annesini bulurlarsa, daha da mutlu olacaklardı, bu düşünce onları heyecanlandırıyordu. Üçü birlikte onu bulma planları yapmaya başladılar, her biri kendi fikirlerini paylaşıyor ve hayallerini kurmaya başlıyordu. Eğer bulurlarsa, hep birlikte yaşamaya ve asla ayrılmamaya söz verdiler; bu bağ onların dostluğunu pekiştirecek ve yaşadıkları her anı daha da anlamlı kılacaktı.