Kur’an köleliği yasakladı mı? Fetât kavramı, mülk-i yemin ve Nûr 33 üzerinden kölelikten özgürleşmeye uzanan dilsel ve hukuki dönüşümü keşfedin.
Kur’an köleliği gerçekten meşrulaştırıyor mu, yoksa onu adım adım tasfiye eden bir dönüşüm mü başlatıyor? Bu sorunun cevabı, kelimelerin derin anlamında gizli olabilir.
Kelimelerin Gücü ve Kavramsal Kölelik
Dil, sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda bir dünya görüşünün inşasıdır. Cahiliye toplumunda “abd” (köle) ve “eme” (cariye) kelimeleri, bir insanın tamamen eşyalaştırılmasını ifade eden hukuki ve toplumsal terimlerdi. Kur’an-ı Kerim, bu kurumları birdenbire yasaklamak yerine, önce dilsel bir operasyonla bu insanların “insani onurunu” iade etmiştir. Bu bağlamda, dilin gücü, toplumların ahlaki ve etik değerlerini şekillendirme yolunda önemli bir rol oynamaktadır. İnsanların kelimeler aracılığıyla kendilerini ifade etmesi, sadece bireysel kimliklerini korumakla kalmayıp, aynı zamanda toplumsal dönüşüm için de bir temel oluşturmaktadır.
1. Kur’an’da Dilsel Dönüşüm: “Fetât” Kavramı
Kur’an’ın cariyeler için kullandığı “feteyâtiküm” (Nisâ, 25; Nûr, 33) ifadesi, klasik kölelik hukukunun “mülk” (property) tanımını sarsar. Bu kavram, toplumların tarihsel gelişimi içerisinde mülkiyet hakları ve bireylerin statüsü üzerine derin etkiler bırakmış; dilimi ve kültürel söylemi şekillendirmiştir. İnanç ve değer sistemleri üzerinden analiz edildiğinde, fetât terimi, insanların yaşamları üzerindeki hakimiyet anlayışlarını yeniden yorumlamaya zorlamıştır. Bu dönüşüm, yalnızca hukuksal bir meselenin ötesine geçerek, bireylerin sosyal ve manevi yönlerini de sorgulayan bir tartışma alanı doğurmuştur.
Semantik Analiz
Feta/Fetât kelimesi; gençlik, yiğitlik ve sosyal dinamizm içerir. Bu terim, toplum içerisinde gençlerin ve cesur bireylerin rolünü ve bu rollerin nasıl toplumsal değişimlere katkı sağladığını da vurgular. Gençler, yenilikçi düşünceleri ve enerjileriyle toplumsal yapıda dinamik bir değişim yaratma gücüne sahiptirler.
Hukuki Sonuç
Bu kelime tercihiyle Kur’an, cariyelik statüsünü bir “sahibiyet” ilişkisinden çıkarıp, “aile içi himaye” ve “sosyal sorumluluk” zeminine taşımıştır. Bu, bugün bildiğimiz anlamda bir “hizmet akdi” veya “velayet” ilişkisine daha yakındır. Bunun sonucunda, toplumda bu tür ilişkilerin daha adil ve insani bir çerçevede değerlendirilmesi gerektiği düşüncesi öne çıkmaktadır. Zira, bireylerin hakları ve onurları gözetilerek, bu tür sözleşmelerin de modern hukuk süreçleriyle uyumlu hale getirilmesi günümüzde önem kazanmaktadır.
2. Mülk-i Yemin Kavramının Yeniden Yorumu: Sözleşmeli Sorumluluk
“Sağ ellerinizin malik olduğu” ifadesi, tarihsel süreçte “savaş esiri kadın” ile sınırlandırılmıştır. Ancak bu kavramın kökenindeki “yemin” (ahit/sözleşme) vurgusu, bu durumu esasen meşru bir sözleşmeye dayalı hukuki bir bağ olarak öne çıkarır. Yani, uluslararası hukuk bağlamında, sözleşmelere ve anlaşmalara dayalı olan bu ilişki, o dönemlerde var olan toplumsal norm ve değerlerin de bir yansımasıdır. Dolayısıyla, bu durum hem tarihsel hem de hukuki anlamda derin bir inceleme gerektirir.
Modern Analiz
Bugün bu kavramı; sığınmacılar, korunmaya muhtaç mülteciler veya bir iş sözleşmesiyle birinin himayesine giren bireylerin “hukuki güvencesi” olarak yeniden okumak mümkündür.
Bu ayetler, klasik yorumların aksine, bu kişilerin cinsel meta olarak değerlendirilmesini sınırlayan ve problematize eden bir çerçeve sunar. Ancak bu sınırlama, statik bir meşruiyet üretmekten ziyade, mevcut yapıyı dönüştürmeye yönelik ahlaki ve hukuki bir yön tayin eder. Nitekim Kur’an’ın kullandığı dil; nikâh, mehir ve rıza gibi unsurları devreye sokarak, bu ilişkileri keyfî tasarruf alanından çıkarıp sorumluluk temelli bir zemine taşımaktadır. Bu bağlamda söz konusu düzenlemeler, kölelik kurumunu yeniden üretmekten çok, onu içeriden çözerek aşamalı biçimde tasfiye eden bir sürecin parçaları olarak okunabilir.
Kur’an’ın ortaya koyduğu çerçeve, bu tür bir kullanımın meşruiyetini tartışmalı hale getirir… Kur’an, bu tür bir yaklaşımı teşvik etmez. Kur’an, bunların sözleşmeli birer “onurlu birey” olarak topluma entegre edilmesini emreder. Bu bağlamda, toplumun her kesiminin, bu bireylerin haklarına saygı göstermesi ve onlara eşit fırsatlar sunması büyük bir önem taşımaktadır. Ayrıca, bu süreç, sosyal adaletin sağlanması ve insan onurunun korunması açısından da kritik bir rol oynamaktadır.
3. Ekonomik Özgürleşme Modeli: Nûr 33 ve Mükâtebe
Mükâtebe (özgürlük sözleşmesi) ve efendinin köleye sermaye vermesi emri, günümüzdeki “kıdem tazminatı” veya “sosyal güvenlik hakları”nın çok ötesinde bir devrimdir, çünkü bu uygulamalar sosyal adaletin sağlanması ve ekonomik eşitliğin teşviki yönünde atılmış önemli adımlar olarak değerlendirilebilir. Bu model, bireylerin kendi ekonomik kaderlerini belirlemelerine olanak tanıyarak, toplumdaki hiyerarşik yapıları sorgulama ve değiştirme potansiyeline sahiptir. Mükâtebe ile sağlanan özgürlük, sadece bireylerin değil, aynı zamanda toplumların da ekonomik refahını artırmaya katkı sağlayacak bir değişim sürecinin kapılarını aralamaktadır.
Tez
Kur’an, mülkiyetin gerçek sahibinin Allah olduğunu vurgulayarak (mâlillâh), efendinin “mutlak tasarruf” yetkisini elinden almış; bu durum, köleyi ekonomik bir özneye dönüştürmüştür. Aynı zamanda, kölelik sisteminin toplumsal ve ekonomik dinamiklerini sorgulamaya yönlendirirken, bireylerin özgürlüğünü ve onurlarını yeniden tanımlamıştır.
4. Kur’an ve Fıkıh Arasındaki Makas
Klasik fıkıh, dönemin sosyo-ekonomik şartları gereği Kur’an’ın bu devrimci dilini “tavsiye” seviyesine indirgemiş ve “cariye”yi mülkiyet hukuku içinde tutmaya çalışmıştır. Oysa Kur’an’ın nassı; mehir, nikah ve “fetât” (genç kız) terminolojisiyle bu sistemi içeriden çoktan tasfiye etmişti. Bu bağlamda, fıkıh ve nass arasındaki makas, sadece hukuki bir çerçeve sunmakla kalmamış, aynı zamanda toplumsal normlar ve ahlaki değerler üzerine de derinlemesine etki yapmış; bu durum, tarihsel süreç içerisinde hukuk ile etik arasındaki ilişkiyi sorgulama gerekliliğini doğurmuştur. Dönemsel değişimlerde ise çoğu zaman sosyal adaletin sağlanmasında Kur’an’ın bu temel hükümlerine atıf yapılmıştır.
Sonuç
Kur’an’ın kölelik kurumuna yaklaşımı, doğrudan yasaklayıcı bir dilden ziyade, dilsel, hukuki ve ekonomik dönüşüm üzerinden ilerleyen bir tasfiye sürecine işaret etmektedir. Bu süreçte kullanılan kavramlar, bireyin statüsünü yeniden tanımlamış; onu mülkiyet nesnesi olmaktan çıkararak ahlaki ve hukuki bir özne haline getirmiştir. Ancak tarihsel süreçte oluşan fıkhî yorumlar, bu dönüşümün yönünü her zaman tam olarak yansıtamamış; böylece nass ile uygulama arasında belirgin bir fark ortaya çıkmıştır. Günümüzde bu kavramların yeniden okunması, hem insan onurunu merkeze alan bir anlayışın geliştirilmesi hem de modern hukukla daha uyumlu yorumların üretilmesi açısından önem taşımaktadır.
Kaynakça:
İzutsu, T. (1991). Kur’an’da Dinî ve Ahlâkî Kavramlar. İstanbul: Pınar Yayınları.
Rahman, F. (1980). Major Themes of the Qur’an. Chicago: University of Chicago Press.
Esed, M. (2013). Kur’an Mesajı. İstanbul: İşaret Yayınları.