Yıldızlı gece gökyüzü ve batan güneş karşısında deniz kenarında tefekkür eden bir kişi, Hz. İbrahim'in tefekkürü ve tevhid arayışı temalı görsel.

Fıtri İman ve İlahi Adalet: Sâbiîler ve Hz. İbrahim Örneği Üzerinden Bir Analiz”

Etiketlerin Ötesinde Bir Hakikat Arayışı: Sâbiîler ve İlahi Adalet

Hayatı, bir kumaşın dokusundaki titizlikle incelemeye başladığımızda; aslında her şeyin bir nizam ve derin bir anlam üzerine kurulduğunu fark ediyoruz. Akademik çalışmalarımda Kur’an’ın dilsel ve sosyo-politik dokusuna odaklanırken, zihnimi en çok meşgul eden sorulardan biri hep şu oldu: “İlahi adalet, imanın sadece belirli isimler veya topluluklar altında toplandığı bir sistem mi, yoksa kalpteki o saf yönelişin bir ödülü mü?”

Bugün sizlerle, Kur’an-ı Kerim’in Bakara ve Mâide surelerinde isimlerini Yahudiler ve Hristiyanlarla yan yana zikrettiği, üzerindeki esrar perdesi tam olarak aralanmamış bir topluluğu, Sâbiîleri konuşmak istiyorum. Ancak bu sadece tarihsel bir inceleme değil; Hz. İbrahim’in gökyüzüne bakarak bulduğu o muazzam “taharri” (arayış) ruhunun, peygamber ulaşmamış gönüllerde nasıl bir kurtuluş kapısı araladığına dair kişisel bir tefekkür yolculuğu…

Kur’an-ı Kerim’de kurtuluşun (felah) sadece belirli bir gruba mı ait olduğu, yoksa evrensel bir ahlak ve iman zeminine mi dayandığı sorusu, Bakara 62 ve Mâide 69. ayetler ekseninde sıkça tartışılır. Bu tartışmanın en gizemli öznesi ise şüphesiz Sâbiîlerdir.

1. Peygambersiz İman Mümkün mü?

Genel kanaatin aksine, Allah’ın varlığını ve birliğini bulmak için sadece vahyî bir tebliğ beklemek zorunda değiliz. Hz. İbrahim örneği, insan aklının evreni gözlemleyerek (taharri) bir “Yaratıcı”ya ulaşabileceğinin en somut delilidir.

  • Fıtrat Delili: Her insan, hakkı bulma potansiyeliyle (fıtrat) doğar (Rûm, 30).
  • Akıl Yoluyla Tevhid: Hz. İbrahim; yıldız, ay ve güneşin “batıp gitmesinden” hareketle, değişmeyen ve yok olmayan bir güce yönelmiştir (En’âm, 75-79).

2. Sâbiîler: Etiketlerin Ötesinde Bir İyilik Arayışı

Sâbiîlerin “yıldızlara tapanlar” olarak tanımlanması, onların Bakara 62’deki konumunu açıklamaya yetmez. Zira Kur’an, şirki en büyük zulüm ve bağışlanmayacak tek günah olarak niteler (Nisâ, 48).
Buradaki kilit nokta şudur: Sâbiîler arasında, kendilerine bir peygamber ulaşmamış olsa dahi, tıpkı Hz. İbrahim gibi aklını kullanarak şirki reddeden, evrenin nizamından tek bir yaratıcıya ulaşan ve hayatını “salih amel” (iyilik) üzerine kuran bir topluluk mevcuttur. Kur’an’ın “korku ve hüzün olmayacak” dediği kesim, işte bu muvahhid (tek tanrıcı) ve muhsin (iyilik yapan) gruptur.

3. İlahi Adalet ve “Lütuf” Dengesi

İsrâ Suresi 15. ayetteki “Biz, bir peygamber göndermedikçe azap edecek değiliz” hükmü, ilahi adaletin bir tecellisidir.

  • Peygamber Gelenler: Vahyin rehberliğiyle lütuflandırılmış, sorumlulukları artmış bir gruptur.
  • Peygamber Ulaşmayanlar (Fetret Ehli): Kendi vicdan ve akıllarıyla “İyi”yi ve “Tek”i bulmakla mükelleftirler.
    Eğer Sâbiîler, Hristiyanlar veya Yahudiler içinden birileri, kendi inanç sistemlerindeki şirk unsurlarını (teslis, uluhiyet yakıştırmaları vb.) ayıklayıp saf bir iman ve salih amel ile Allah’a yönelmişlerse, Kur’an bu samimiyeti karşılıksız bırakmayacağını müjdelemektedir.

“Belki de Sâbiîler, elimizde bir harita (vahy) yokken bile pusulamızın (akıl ve fıtrat) bizi her zaman doğru Kuzey’e, yani Tevhid’e çıkarabileceğinin Kur’ani bir kanıtıdır.”

Sonuç Olarak: Kurtuluş, bir topluluğa ait olma etiketiyle değil; kalpteki saf iman ve bu imanın hayata yansıması olan “iyilik” ile kazanılır. Şirk, bu sürecin önündeki tek mutlak engeldir.

Referans:

  • : El-Maturidi, Kitabu’t-Tevhid (Aklın Allah’ı bilme sorumluluğu bahsi)
  • Taberi, Camiu’l-Beyan (Bakara 62 tefsiri)