Nur, Haluk mudur Yoksa Mahluk mudur? Allah, Hz. Muhammed’i Kendi Ruhundan Yarattı Hadisi Sahih midir?

İslam dünyasında oldukça yaygın olan “Allah, Peygamberimiz’i kendi nurundan; âlemleri de O’nun nurundan yarattı” söylemi, İslâm kelâmı, hadis usûlü ve tasavvuf geleneğinde farklı boyutlarıyla ele alınan ve literatürde “Nûr-ı Muhammedî” veya “Hakîkat-i Muhammediyye” olarak adlandırılan bir konudur.

Bu ifadenin ne anlama geldiğini, kaynak değerini ve İslâm düşüncesindeki karşılığını şu üç ana başlık altında incelemek gerekir:

1. Hadis ve Metin Analizi (Metinsel/Metodolojik Boyut)

Bu düşüncenin temel dayanağı olarak halk arasında ve bazı tasavvufî metinlerde sıklıkla nakledilen iki temel rivayet vardır:

  • “Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım” (Levlâke levlâk…): Hadis alimlerinin çoğunluğu (örn. İbn el-Cevzî, es-Saghânî, el-Ajlûnî) bu ifadenin hadis tekniği açısından sabit olmadığını (mevdû/asılsız) ifade etmişlerdir. Ancak mana bakımından bazı sufiler, Hz. Peygamber’in varlık aleminin nihai gayesi (ilahi rahmetin tecelligahı) olması yönüyle yorumlamışlardır.
  • Câbir b. Abdillâh Rivayeti: Hz. Câbir’in “Ey Allah’ın Resûlü! Allah’ın her şeyden önce yarattığı ilk şey nedir?” sorusuna karşılık, Hz. Peygamber’in “Allah her şeyden önce senin peygamberinin nurunu kendi nurundan yarattı…” dediği nakledilir. Bu rivayet, Klasik Sahih Hadis Külliyatında (Buhârî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd vb.) yer almaz. Hadis kritikçileri (münekkitler) bu metnin sened açısından zayıf veya uydurma olduğunu belirtirler.

2. Kelâmî ve Akîdevî Yorum: “Kendi Nurundan” Ne Demektir?

Kelâm ilmi açısından Allah’ın “kendi nurundan yaratması” ifadesi kesinlikle fiziksel bir parçalanma, bölünme veya maddesel bir intikal (sudûr/tecessüm) şeklinde anlaşılamaz. Zira Allah Teâlâ maddeden, parçalara bölünmekten (tecziye) ve bir şeyden bir şey doğmasından (İhlâs Sûresi) münezzehtir.

Eğer bu ifade mecâzî ve tasavvufî boyutuyla kabul edilecek olursa, Ehl-i Sünnet alimleri bunu şu şekilde izah ederler:

  • İzafet-i Teşrifiyye (Onurlandırma İzafeti): Tıpkı Kur’an’da Kâbe için “Beytullah” (Allah’ın Evi) veya Hz. İsa için “Rûhullâh” (Allah’ın Ruhu) denmesinde olduğu gibi, “Allah’ın kendi nuru” ifadesi de bir parçalanmayı değil, Hz. Peygamber’in şerefini ve ilahi kat katındaki yüksek mertebesini vurgulamak için kullanılan mecazi bir nitelemedir.
  • Hidayet ve İlim Anlamında Nur: Allah, Hz. Muhammed’i (s.a.v.) insanlığı cehalet ve küfür karanlığından çıkaracak bir “hidayet kaynağı” (Sirâcen Munîrâ – Ahzâb 33/46) olarak takdir etmiştir. Buradaki nur, fiziksel bir ışık değil; ilahi marifet ve hidayettir.

3. Tasavvufî ve Felsefî Yorum: “Hakîkat-i Muhammediyye”

Tasavvuf düşüncesinde (özellikle İbnü’l-Arabî ve takipçileri olan Vahdet-i Vücûd ekolünde) bu kavram ontolojik (varlıksal) bir hiyerarşi ile açıklanır:

[İLAHİ ZÂT]
    │
    ▼
[HAKÎKAT-İ MUHAMMEDİYYE / NÛR-I MUHAMMEDÎ] ──► Yaratılışın ilk çekirdeği / İlliyyet planı
    │
    ▼
[MADDÎ VE MÂNEVÎ ÂLEMLER] ──────────────────► Evren, melekler, insanlar ve diğer mahlukat

  • İlk Yaratılan Çekirdek: Bu anlayışa göre Allah, mahlukatı yaratmayı murad ettiğinde, varlık aleminin “çekirdeği”, “ilk planı” ve “gayesi” olarak Hz. Muhammed’in ruhunu/hakikatini yaratmıştır. Ağacın çekirdeğindeki potansiyelin zamanla koskoca bir ağaca dönüşmesi gibi, kainat da bu ilk varlık çekirdeğinden süzülerek var edilmiştir.
  • Varlığın Sebebi Olarak Gayelik: Bir mimarın binayı inşa etmeden önce kafasında bir proje ve amaç bulundurması gibi; alemin yaratılış gayesi ilahi rahmetin, ahlakın ve marifetin tam anlamıyla tecelli etmesidir. Bu tecellinin zirvesi Hz. Peygamber olduğu için, alemin yaratılış gayesi O’nun hakikatine bağlanmıştır.

Özet ve Sonuç

  1. Hadis Açısından: “Allah alemleri Hz. Peygamber’in nurundan yarattı” şeklindeki ifadelerin dayandığı metinler sahih hadis kriterlerini taşımamaktadır.
  2. Akide Açısından: Allah’tan bir parçanın ayrılıp peygamber olması imkansızdır. Bir yaratılış söz konusuysa, bu nur da diğer her şey gibi mahluktur (sonradan yaratılmıştır).
  3. Mecazi/Tasavvufi Açıdan: Bu ifade; Hz. Peygamber’in Allah katındaki benzersiz makamını, yaratılış gayesinin merkezinde yer almasını ve insanlık için en büyük hidayet ışığı olduğunu vurgulayan sembolik bir anlatımdır.

Kaynakça

  • Aclûnî, İsmail b. Muhammed. Keşfü’l-Hafâ ve Muzîlü’l-İlbâs. Beyrut: Dâru İhyâi’t-Turâsi’l-Arabî, 1351, II, 164-165.
  • İbn el-Cevzî, Abdirrahmân b. Alî. el-Mevdû’ât. Medine: el-Maktabatü’s-Salafiyyah, 1966, I, 288-289.
  • İbnü’l-Arabî, Muhyiddîn. el-Futûhâtü’l-Mekkiyye. Kahire: el-Maktabatü’l-Arabiyye, 1972, I, 118-120.
  • Topaloğlu, Bekir. İslâm Kelâmcılarına ve Mutasavvıflarına Göre Varlık. İstanbul: MÜİFV Yayınları, 2015, s. 142-148.