İnsanlık tarihinin en eski sorularından biri şudur:
“Eğer Allah varsa, dünyada neden bu kadar kötülük var? Neden engel olmuyor?”
Bu soru ilk bakışta güçlü görünse de çoğu zaman insanın yaratılış amacını göz ardı eder. Kur’an’a göre dünya, cennet değildir; bir imtihan yeridir.
Allah şöyle buyurur:
“O, hanginizin daha güzel işler yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yaratandır.” (Mülk 67:2)
İmtihanın anlamlı olabilmesi için insanın tercih edebilmesi gerekir. Eğer Allah her kötü tercihe anında engel olsaydı, artık tercih, sorumluluk ve imtihan ortadan kalkardı.
Kur’an’a göre Allah insana iki yolu da göstermiştir:
“Biz ona iki yolu göstermedik mi?” (Beled 90:10)
Bir başka ayette ise şöyle buyurur:
“Biz ona yolu gösterdik; ister şükreden olur ister nankör.” (İnsan 76:3)
Demek ki Allah insanı karanlıkta bırakmamıştır. Peygamberler göndermiş, vahiy indirmiş, akıl vermiş ve vicdan yaratmıştır. İyinin ne olduğunu da kötünün ne olduğunu da açıklamıştır.
Fakat tercih insana bırakılmıştır.
İnsan çoğu zaman şöyle düşünür:
“Allah varsa neden engel olmuyor?”
Fakat aynı insan çoğu zaman şu soruyu kendisine sormaz:
“Allah bana doğru yolu göstermişken ben neden onu tercih etmiyorum?”
Kur’an, insanın bu yönüne dikkat çeker:
“İnsan kendi aleyhine de olsa kendisinin şahididir.” (Kıyâme 75:14)
İnsan çoğu zaman Rabbinden sürekli iyilik bekler; fakat kendisinin Rabbine karşı sorumluluklarını düşünmez. Allah’ın verdiği nimetleri doğal kabul eder; fakat karşılaştığı sıkıntıları sorgular.
Oysa Kur’an şöyle buyurur:
“Başınıza gelen her iyilik Allah’tandır; sana gelen her kötülük ise kendi nefsindendir.” (Nisâ 4:79)
Bu ayet, Allah’ın yaratıcılığını inkâr etmez; insanın ahlaki sorumluluğunu hatırlatır. Kötülüğün kaynağı, Allah’ın insanı buna zorlaması değil, insanın yanlış tercihte bulunmasıdır.
İnsan kendi fiilini yaratamaz. Bir elini hareket ettirebilmesi için bile Allah’ın yarattığı bedenine, sinir sistemine, kaslarına ve hayat veren ruhuna muhtaçtır. Ancak bu, insanın tercihinin değerini ortadan kaldırmaz.
İnsan ister; Allah ise sünnetullahı içinde o tercihin gerçekleşmesini yaratır. İşte bu yüzden hem Allah mutlak yaratıcıdır hem de insan yaptığından sorumludur.
Kur’an bunu dengeli bir şekilde ifade eder:
“Kim doğru yolu seçerse kendi lehinedir; kim de saparsa kendi aleyhine sapmış olur.” (İsrâ 17:15)
Allah’ın kötülüğü hemen engellememesi, O’nun razı olduğu anlamına gelmez. Bilakis bu, dünya hayatının imtihan oluşunun bir gereğidir. Çünkü hesap günü henüz gelmemiştir.
Kur’an’ın daveti şudur: İnsan, Rabbini kendisi için çalışan bir hizmetkâr gibi görmekten vazgeçmeli; aksine kendisinin Rabbine karşı kulluk sorumluluğunu hatırlamalıdır.
Allah insanı zorla iyi yapmamıştır. Çünkü zorunlu iyilik, ahlaki değer taşımaz. Gerçek iyilik; insanın özgür iradesiyle, Allah’ın gösterdiği doğru yolu tercih etmesidir.
İşte imtihanın anlamı da burada ortaya çıkar. Allah yolu gösterir, uyarır, mühlet verir ve merhamet eder. İnsan ise hangi yolu seçeceğine kendisi karar verir. Hesap da bu tercihler üzerinden görülecektir.