Hz. Âişe Rivayeti Çocuk Evliliğine Delil Olabilir mi?

Hz. Âişe’nin küçük yaşta evlendiğini bildiren hadis doğru kabul edilse bile bu rivayet, çocuk yaşta evliliğin Kur’an tarafından emredildiğini veya bütün zamanlar için meşru kılındığını gösterir mi? Bir toplumda mevcut olan tarihsel uygulama ile vahyin ortaya koyduğu kalıcı ölçüler birbirinden ayrılmalıdır.

Hz. Âişe Rivayetini İnkâr Etmek Zorunda Değiliz

Sahih-i Buhârî’de Hz. Âişe’nin altı yaşında nikâhlandığını ve dokuz yaşında evliliğin fiilen başladığını bildiren bir rivayet bulunmaktadır. Bu rivayetin tarihsel doğruluğu günümüzde tartışılmaktadır. Ancak çocuk evliliğinin Kur’an’a uygun olmadığını söyleyebilmek için hadisi mutlaka reddetmek gerekmez.

Rivayet doğru olabilir. Bu evlilik, evlilik ve aile hukukuyla ilgili Kur’an hükümleri henüz tamamlanmadan önce, dönemin toplumsal şartları içinde gerçekleşmiş de olabilir. Çünkü çocukların küçük yaşta evlendirilmesi yalnızca Arap toplumuna özgü değildi. Geçmişte dünyanın farklı bölgelerinde görülen ve ne yazık ki bazı ülkelerde hâlâ devam eden tarihsel bir gelenekti.

Buradaki temel soru şudur: Bir toplumda var olan her gelenek, o toplumda İslam’ın ortaya çıkmasından sonra kendiliğinden İslami bir hüküm hâline gelir mi?

Hayır. Tarihte yaşanmış olmak ile Kur’an’ın bütün zamanlar için koyduğu ölçü olmak aynı şey değildir.

Kur’an Evlilik İçin Hangi Ölçüyü Gösteriyor?

Kur’an’da nikâh çağı ile kişinin davranışlarının sonuçlarını değerlendirebilmesi arasında dikkat çekici bir ilişki kurulmaktadır:

وَابْتَلُوا الْيَتَامَىٰ حَتَّىٰ إِذَا بَلَغُوا النِّكَاحَ فَإِنْ آنَسْتُمْ مِنْهُمْ رُشْدًا فَادْفَعُوا إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ

“Yetimleri, nikâh çağına ulaşıncaya kadar sınayın. Onlarda bir rüşd görürseniz mallarını kendilerine teslim edin.” (Nisâ 4:6)

Ayette iki önemli kavram yan yana gelmektedir:

  • Nikâh çağına ulaşmak
  • Rüşd sahibi olmak

Rüşd; kişinin doğruyu yanlıştan ayırabilmesi, yararını ve zararını değerlendirebilmesi ve malını bilinçli biçimde yönetebilmesi anlamlarını taşır. Ayet doğrudan rakamla belirlenmiş bir evlenme yaşı vermemektedir. Bununla birlikte nikâhı, çocukluk dönemindeki bedensel bir gelişmeye indirgememekte; aklî ve toplumsal yeterliliği de dikkate almaktadır.

Kendi malını yönetme yeterliliği bulunmayan bir çocuğun, çok daha ağır sorumluluklar doğuran evlilik sözleşmesini anlayarak kabul ettiğini söylemek ciddi bir çelişkidir.

Evlilik Yalnızca Bedensel Birliktelik Değildir

Kur’an evliliği sıradan ve tek taraflı bir ilişki olarak değil, ağır ve sağlam bir sözleşme olarak tanımlar:

وَأَخَذْنَ مِنْكُمْ مِيثَاقًا غَلِيظًا

“Onlar sizden sağlam bir söz almışlardı.” (Nisâ 4:21)

Sağlam bir sözleşmenin tarafı olmak; irade, bilinç, sorumluluk ve karar verme yeterliliği gerektirir. Çocuk ise henüz böyle bir sorumluluğun hukukî, ekonomik ve psikolojik sonuçlarını değerlendirebilecek durumda değildir.

Bu nedenle yalnızca bedensel gelişmeyi evlilik için yeterli görmek, Kur’an’ın “rüşd” ve “sağlam sözleşme” ölçülerini göz ardı eder. Bedenin belirli bir gelişim göstermesi ile insanın evlilik sorumluluğunu taşıyabilecek olgunluğa ulaşması aynı şey değildir.

Bir Rivayet Kur’an’ın Ölçüsünün Önüne Geçirilebilir mi?

Hz. Âişe rivayetinin doğru olduğunu kabul etsek bile önümüzde bazı ihtimaller bulunmaktadır:

Evlilik, konuyla ilgili Kur’an hükümleri gelmeden önce gerçekleşmiş olabilir. Rivayette aktarılan yaş, dönemin yaş hesaplama biçimiyle veya aktarım süreciyle ilgili olabilir. Yahut rivayet, tarihsel bir olayı doğru biçimde aktarıyor olabilir.

Bu ihtimallerin hangisi benimsenirse benimsensin, tek bir tarihsel rivayetten bütün çağlarda geçerli bir çocuk evliliği hükmü çıkarılamaz. Çünkü dinî ve hukukî ölçü belirlenirken öncelikle Kur’an’ın açık ilkelerine bakılması gerekir.

Bir olayın geçmişte gerçekleşmiş olması, aynı olayın bugün mutlaka tekrarlanması gerektiği anlamına gelmez. Tarih bize ne yaşandığını anlatır; nass ise hangi ölçünün esas alınacağını gösterir.

Talâk 65:4 Çocuk Evliliğine İzin Verir mi?

Çocuk evliliğini savunanların dayanaklarından biri de henüz âdet görmemiş olanların iddetinden söz ettiği düşünülen Talâk 65:4’tür. Fakat bu ayetin konusu evlenme yaşı değil, boşanmış kadınların iddet süresidir.

Bir ayetin meydana gelmiş fiilî bir durumun boşanma sonrasındaki hukukî sonucunu düzenlemesi, o durumun başlangıçta doğru ve meşru olduğunu göstermez. Başka bir ifadeyle, ortaya çıkmış bir mağduriyetin sonuçlarını düzenlemek, o mağduriyete yol açan uygulamayı onaylamak değildir.

Bu nedenle Talâk 65:4’ten “Kur’an çocuklarla evlenmeye izin vermiştir” hükmü çıkarılamaz. Ayette çocukların evlendirilmesini emreden veya teşvik eden herhangi bir ifade bulunmamaktadır.

Âlimler Hata Yapamaz mı?

Geçmişte yaşamış âlimlerin kendi dönemlerinin toplumsal kabullerinden etkilenmiş olmaları mümkündür. Onların ilmî birikimine saygı göstermek, her yorumlarını değişmez ve hatasız kabul etmeyi gerektirmez.

Âlimlere fiilen yanılmazlık atfetmek, insan yorumunu kutsallaştırmak anlamına gelir. Oysa Kur’an insanı düşünmeye, delili incelemeye ve adaleti ayakta tutmaya çağırır. Bir yorum nassın amacıyla, adaletle ve insanın korunması ilkesiyle uyuşmuyorsa o yorum yeniden değerlendirilmelidir.

Günümüzde bazı din adamları, çocuk evliliğini savunan eski yorumların doğurduğu ağır sonuçları gördükleri hâlde açık bir yöntem eleştirisi yapmak yerine rivayetleri veya tarihî bilgileri zorlayıcı açıklamalarla uzlaştırmaya çalışmaktadır. Oysa Hz. Âişe rivayetini inkâr etmeden de şu açıkça söylenebilir:

Tarihsel bir uygulama, tek başına İslam’ın değişmez hükmü değildir.

Çocuk Evliliğini Savunmak İslam’a Zarar Verir

Çocuğu korumayan bir uygulamanın “din adına” savunulması, en büyük zararı yine İslam’ın adalet ve merhamet anlayışına vermektedir. Bir çocuğun iradesi, bedeni, eğitimi ve geleceği; geçmişte oluşmuş yorumları korumak uğruna feda edilemez.

Sorunu çözmenin yolu Hz. Âişe’yi veya hadisi inkâr etmek zorunda olduğumuzu düşünmek değildir. Asıl yapılması gereken, rivayet ile hüküm arasındaki farkı görebilmektir.

Hz. Âişe hakkında aktarılan rivayet tarihsel bir haber olabilir. Fakat bugün çocuk evliliğinin dinî dayanağı olarak kullanılamaz. Kur’an’ın ortaya koyduğu nikâh çağı, rüşd, irade ve sağlam sözleşme ölçüleri birlikte değerlendirildiğinde evliliğin çocukluk dönemine ait bir işlem olmadığı anlaşılmaktadır.

Sonuç

Arap toplumunda veya başka toplumlarda çocuk evliliği geleneğinin bulunmuş olması mümkündür. Hz. Âişe rivayeti de doğru olabilir. Ancak bir geleneğin tarih içinde uygulanmış olması, onun Kur’an’ın nihai ve evrensel hükmü olduğu anlamına gelmez.

Nisâ 4:6 nikâh çağı ile rüşdü birlikte zikretmekte; Nisâ 4:21 ise evliliği ağır ve sağlam bir sözleşme olarak tanımlamaktadır. Bu ölçüler, evliliğin yalnızca bedensel gelişime değil, bilinçli iradeye ve sorumluluk yeterliliğine dayanması gerektiğini gösterir.

Geçmiş âlimlerin yanılmış olabileceğini kabul etmek İslam’a zarar vermez. Asıl zarar, insan yorumunu hatasız kabul ederek çocukların maruz kaldığı adaletsizliği din adına sürdürmektir.

Kaynaklar:

  • Kur’an, Nisâ 4:6
  • Kur’an, Nisâ 4:21
  • Kur’an, Talâk 65:4
  • Sahih-i Buhârî, Nikâh, 5134

Nisâ 4:6’da “nikâh çağı” ile “rüşd”ün beraber zikredildiği görülebilir; Hz. Âişe’nin altı ve dokuz yaşlarına ilişkin aktarım da Buhârî 5134’te yer almaktadır. Nisâ 4:6⁠, Nisâ 4:21⁠, Talâk 65:4⁠, Buhârî 5134⁠