İslam’da evlilik, eşlerden birinin diğeri üzerinde keyfî hâkimiyet kurduğu bir yapı değildir. Evlilik birliği; adalet, ma‘rûf, karşılıklı sorumluluk, istişare ve iyilik ilkelerine dayanır.
Peki erkek, dinî, ahlaki veya aile hayatını ciddi biçimde etkileyen somut bir gerekçe bulunmadığı hâlde eşinin çalışmasına engel olabilir mi?
Kur’an’ın evliliğe ilişkin temel ilkeleri dikkate alındığında, erkeğin yalnızca “Ben istemiyorum” diyerek eşinin çalışmasını engellemesi haklı ve yeterli bir gerekçe oluşturmaz. Özellikle kadın evlenmeden önce çalışıyorsa ve erkek de bunu bilerek evlenmişse, sonradan ortaya çıkan sebepsiz bir yasak hem verilen söze hem de evlilikte gözetilmesi gereken ma‘rûf ilkesine aykırı hâle gelir.
Evlilikte Temel İlke: Ma‘rûf Üzere Yaşamak
Kur’an, erkeklere eşleriyle ilişkilerinde şu ölçüyü bildirir:
“Onlarla ma‘rûf üzere geçinin.”
Nisâ 4/19
Ma‘rûf; iyi, doğru, hakkaniyetli ve toplum tarafından makul kabul edilen davranışı ifade eder. Bu ilke, aile içinde eşlerden birinin diğerine keyfî biçimde hükmetmesini değil, karşılıklı hakların ve sorumlulukların gözetilmesini gerektirir.
Kadının yaptığı iş meşruysa, çalışma şartları aileye açık ve ciddi bir zarar vermiyorsa, onun mesleki gelişimini ve ekonomik imkânlarını yalnızca kişisel bir istekle engellemek ma‘rûf üzere davranma ilkesiyle bağdaşmaz.
Evlilik Öncesinde Verilen Söze Bağlılık
Kur’an’da şöyle buyrulur:
“Ey iman edenler! Akitleri yerine getirin.”
Mâide 5/1
Erkek, evlenirken eşinin çalıştığını biliyor ve evliliği bu şartlar içinde kabul ediyorsa, bu durum evlilik kararının bir parçası sayılmalıdır. Kadının çalışmaya devam edeceği açıkça konuşulmuşsa bu, daha da belirgin bir sözleşme şartına dönüşür.
Böyle bir durumda, evlilikten sonra ortaya çıkan somut ve ciddi bir neden bulunmaksızın kadının çalışmasını yasaklamak, başlangıçta kabul edilen şartı tek taraflı olarak değiştirmek anlamına gelir. Kur’an’ın akitlere ve verilen sözlere bağlılık ilkesi, eşlerin birbirlerine karşı üstlendikleri sorumlulukları da kapsar.
Zarar Vermeme İlkesi
İslam hukukunda kabul edilen temel ilkelerden biri şudur:
“Zarar vermek de zarara zararla karşılık vermek de yoktur.”
Bir kadının meşru bir işte çalışmasını sebepsiz yere engellemek; onun mesleki birikimini, ekonomik güvenliğini, topluma katkısını ve kişisel gelişimini olumsuz etkileyebilir.
Bu nedenle mesele yalnızca “Erkeğin izin verip vermemesi” şeklinde ele alınamaz. Asıl değerlendirilmesi gereken, verilen kararın adalete uygun olup olmadığı ve eşlerden birini haksız biçimde zarara uğratıp uğratmadığıdır.
Evlilik Tahakküm Değil, Karşılıklı Sorumluluktur
İslam ahlakında evlilik, güç gösterisinin veya baskının aracı değildir. Hz. Peygamber’in aile hayatına ilişkin şu sözü önemli bir ahlaki ölçü ortaya koyar:
“Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır.”
Tirmizî, Menâkıb, 63
Eşine değer vermek; onun yeteneklerini, emeğini ve topluma faydalı olma isteğini de dikkate almayı gerektirir. Sebepsiz yasaklama, aile içindeki güveni ve huzuru zedeler. Eşlerden birinin diğerini kontrol altında tutma isteği ise evlilikte bulunması gereken sevgi, merhamet ve dayanışma anlayışıyla bağdaşmaz.
Çalışma Konusunda Hangi Durumlar Birlikte Değerlendirilebilir?
Eşlerden biri, diğerinin çalışmasıyla ilgili gerçek bir sorun bulunduğunu düşünüyorsa mesele yasaklama yoluyla değil, açık konuşma ve istişareyle ele alınmalıdır. Şu durumlar birlikte değerlendirmeyi gerektirebilir:
- Yapılan işin açıkça haram veya hukuka aykırı olması,
- Çalışma ortamının kişinin güvenliğini ciddi biçimde tehlikeye atması,
- Çalışma şartlarının eşlerden birine veya çocuklara ağır ve sürdürülemez bir zarar vermesi,
- Evlilik sözleşmesinde açıkça kararlaştırılan şartların ihlal edilmesi,
- Aile düzeninin çözüm bulunamayacak derecede ciddi biçimde bozulması.
Ancak bu gerekçeler yalnızca kadının çalışması için geçerli değildir. Aynı ilkeler, erkeğin işi aileye ciddi zarar verdiğinde de uygulanmalıdır. Çocukların bakımı ve aile hayatının korunması sadece kadına yüklenebilecek tek taraflı bir sorumluluk değildir.
Sorun varsa eşler, birlikte çözüm aramalıdır. Çalışma saatlerinin düzenlenmesi, ev işlerinin ve çocuk bakımının paylaşılması veya daha uygun şartların oluşturulması mümkünken doğrudan yasaklama yoluna başvurmak adil değildir.
“Ben İstemiyorum” Dinî Bir Gerekçe midir?
Erkeğin sadece “Ben istemiyorum” demesi, tek başına dinî ve ahlaki bir gerekçe oluşturmaz. Evlilik, bir tarafın isteklerinin diğer taraf için mutlak emir sayıldığı bir ilişki değildir.
Kur’an’ın ortaya koyduğu ölçü; keyfî irade değil, ma‘rûf, adalet, karşılıklı sorumluluk ve verilen söze bağlılıktır. Bu nedenle eşlerden hiçbiri, diğerinin meşru haklarını yalnızca kendi isteğine dayanarak ortadan kaldıramaz.
Sonuç
Erkeğin haklı, somut ve meşru bir sebep bulunmadan eşinin çalışmasına engel olması:
- Ma‘rûf üzere geçinme ilkesine aykırıdır.
- Evlilik öncesinde çalışma şartı kabul edilmişse verilen söze bağlılıkla bağdaşmaz.
- Kadının maddi, mesleki veya manevi zarara uğramasına yol açabilir.
- Evlilikte bulunması gereken sevgi, güven ve yardımlaşmayı zedeler.
Evlilikte doğru olan tahakküm ve yasaklama değil; ailenin yararını gözeterek karşılıklı anlayış, sorumluluk paylaşımı ve istişareyle hareket etmektir.
Kadının çalışmasıyla ilgili gerçek bir sorun varsa bu sorun tek taraflı emirle değil, iki eşin haklarını da koruyan adil bir çözümle giderilmelidir. Çünkü Kur’an’ın evlilikte belirlediği temel ölçü, eşlerden birinin diğerine hükmetmesi değil, ma‘rûf üzere birlikte yaşamalarıdır.